KABİLELER | TRIBES

Bahar Çuhadar | Hürriyet | 22 Ocak 2016

"Kabileler, insanın iletişim kurma yetisinin nasıl hasar gördüğüne dair düşündüren, duygu yoğunluğu yüksek bir oyun. Sağır genç Billy rolünde Barış Gönenen ise çok etkileyici… 

İngiliz yazar Nina Raine’in elinden çıkan oyunda her karakter ustalıkla yazılmış. Aile, dil, dinlemek, anlamak ya da yok saymak üzerine yoğun hisler yaratan, iletişim yetimizin nasıl hasar gördüğüne dair düşündüren bir oyun. Raflarından kitaplar taşan, operaya ya da dilin anlamına dair ‘derin sohbet'lerin yapıldığı bir İngiliz ailesi… Onca gevezeliğe rağmen, bir duyma-konuşma problemi mevcut. Herkesin bağrıştığı, birbirini kâh sofistike tespitler, kâh avam ifadelerle eleştirdiği bir aile. Sami Berat Marçalı, rejisini çoğu kez evin yemek masasının etrafında kurmuş, çok da iyi etmiş. Bazen oyuncuların fazla ‘yükselme'leri rahatsız edici oluyorsa da bu diyalog ağırlıklı oyunun üstesinden ustalıkla gelinmiş. İlk sahnelerde yorucu olabilecek bağırış çağırış da sonrasında toparlanıyor. 

Oyunculuklar iyi ilerliyor zaten ama Barış Gönenen, sezonun en iyi performanslardan birine imza atıyor. Sadece sağır genç rolünü nefis çıkardığı için değil… Bedeninin her bir kasını kullanarak Billy’yi inandırıcı bir şekilde karşımıza getirdiği için de… Sylvia rolünde Tuğçe Altuğ da özellikle son kısımda hayli etkileyici. Gülce Oral ise yine kendini eğip büküyor; Ruth ile özgün ve eğlenceli bir karakter yaratıyor."

Erdoğan Mitrani | Şalom | 03 Şubat 2016

"Kabileler, duyma engellilerin sorunlarını aşan, lisanın zorbalığı ve duyamayanın ızdırabı üzerine, çok etkileyici bir çalışma. Tiyatro mevsiminin en iyi oyunlarından biri; belki de en iyisi. Mutlaka izlenmeli.

Nina Raine, Billy’nin bunaltıcı yalnızlığını, genç adamın sessizliğinin etrafına yoğun bir ses duvarı örerek anlatırken, hır gürün ve kavgaların arasından, bu işlevsiz aile bireylerinin arasındaki sevgi bağını da hissettirmeyi başarıyor. Kimi zaman trajik, kimi zaman komik, kimi zaman zarif ve eğlenceli, kimi zaman kaba saba, ama her zaman çarpıcı metnini, Sami Berat Marçalı müthiş parlak bir sahnelemeyle sunuyor. İlk yönetmenliğinden beri yaşının ve çağının ötesinde bir tiyatro insanı olarak gördüğüm Sami’nin en iyi çalışmalarından biri. Dekor, ışık, müzik kullanımı dört dörtlük, konuşulanları zekice tamamlayan üst yazılar çok etkileyici ama, Sami’nin asıl başarısı, bir orkestra şefi gibi yönettiği ekibinin toplu performansı.

Çok doğru seçilmiş kadroya gelince, oyunu çeviren ve Christopher’ı canlandıran Haydar Köyel, tiyatromuza üst düzey bir oyuncu daha kazandığımızı belgeliyor. Ayşe Lebriz Berkem, aşırılıkları ve kimi zaman yanlış yönlendirdiği sevgi seliyle tam bir Yahudi annesi. İbrahim Halaçoğlu’nun Daniel’i "Cambazın Cenazesi"ndeki yorumunu da aşıyor. Gülce Oral’ın Ruth’a yaklaşımı sımsıcak ve inandırıcı. Tuğçe Altuğ, müthiş bir Sylvia olmuş. Barış Gönenen’in Billy'sini övecek sözcükleri bulmak imkânsız gibi. En ufak ayrıntısına kadar gerçek, müthiş nüanslı, kolay unutulmayacak bir yorum."

Betül Memiş | Habertürk | 11 Şubat 2016

"Baştan söylemeliyim oyun, bu sezonun en şahanelikleri arasında benim için. Her kelamımda nidalandığım ‘aile bir nevi hastalıktır; hadi hastalık olmasa da bir vakit sonra hasta eden bir mevzuya dönüş(tür)ür’ şiarımın altını bir kez daha, en aydınlatıcı şekilde çizen metinin adı da manidar.

Haydar Köyel’in metni dilimize pürüzsüz çevirme başarısından tutun da yönetmen Sami Berat Marçalı’nın hikayeyi yorumlamasına, yönetmesine ve can verdiği rollerdeki sahiciliğiyle her daim hafızamda yer edinen, samimi, temiz oyunculuğuyla Ayşe Lebriz Berkem ve her rolünde bir kez daha hayran kaldığım Barış Gönenen’i ayrıca tebrik ediyorum ve huzurlarında saygıyla eğiliyorum. Gönenen’in performansı karşısında mest oldum, sağır ve dilsiz olmanın ötesine çıkarak bu yüzyılın saçmalığı empatide tavan yaptım izlerken o derece! Hele son düzlükte, sahnede devleşen oyunculuklara, anlatımlara en temizinden eyvallah diyorum. Oyunda ve oyunculuklarda ufak tefek pürüzler yok değil ama mevzuya geniş açıyla baktığımızda hepsi birbirinin harmanında miss olmuş; seyri keyfe bandırmış.

Kabileler, sezonun acil izlenmesi gerekenleri arasında; başarılı, samimi, muazzam… Bu kadar çok konuşulup bir şeyleri değiştiremeyen coğrafyanın fanileri olarak hissiyatı yüksek dozda empatiyle çıkacağınız kesin! Hele ki başka dünyaları aralamak gibi bir derdiniz varsa da tiyatro kerterizlerinizden birisi olmaya aday bir oyun."

Şenay Tanrıvermiş | T24 | 20 Şubat 2016

"Öncelikle dengeli, zarif ve özenli kurgulama ile muhteşem oyunculuklar birleşerek seyrine doyum olmaz, seyirciyi yeniden izlemeye davet eden tertemiz bir iş çıktığını tiyatro severlere müjdelemekte fayda var. Zaten sezonun belki de en güzel sürprizi!

Her ailenin sadece bireylerinin geliştirdiği özel bir dil ve bu dile uygun gelişen ritüelleri vardır. Kabileler, ‘dil’ üzerinden yapı oluşturan babanın yani otorite figürünün gölgesinde var olma mücadelesi ve kendi harflerini oluşturmaya çalışan bireylerin kavgasını anlatıyor. Babanın simgesel düzeninden çıkamayan üç kardeşin birey olma yolculukları, başka bir gözün aracılığıyla (Sylvia) hayatı yeniden okumalarına olanak sağlıyor ve yüzleşme her ailede olduğu gibi ağır, sert ve gerçekçi kesitlerle seyircinin aklına ve kalbine nüfus ediyor.

Yönetmen Sami Berat Marçalı’nın metnin dünyasına hizmet eden titiz planlanmış sahne uzunlukları, ajitasyona tevessül etmeyen abartısız dili ve kararında nefes aldıran bölüm geçişleri mükemmel bir sahneleme grameri sunuyor. Oyuncular gerçekten büyülüyor. Ayşe Lebriz Berkem yine rolünü taşıyan, yaşatan ve iz bırakan harikulade bir seyir sunuyor izleyicisine. Ne büyütüyor ne de küçültüyor ama seyircinin aklına, oynadığı çaresiz entelektüel anneyi kazıyor adeta! Barış Gönenen ise kendisine emanet edilen karakteri dikkat çeken bir içtenlikle canlandırıyor ve ‘bu gençler varken ümit kesilmez’ dedirtiyor iyi ki! Oyuncuların hepsi tek tek bütünün parçası olmayı başaran oyunculuklarla nefis bir tablo oluşturuluyorlar."

Hande Sönmez | Akşam | 21 Şubat 2016

"Nina Raine’in kaleme aldığı Kabileler insanı çarpan, hemen içinden 'acabalar' geçmesine sebebiyet veren metinlerden. Ailelerin ne kadar sofistike olursa olsun kabileler gibi işlediğini şahane bir şekilde bize anlatıyor. İletişimsizliğin başladığı en temel yerden yani aileden ele alarak seyirciye müthiş bir iki saat armağan ediyor. 

Çocuklarının başarısızlığından neredeyse gizli bir haz duyduğunu düşündürten eleştirmen bir baba, aklı yazacağı kitabında olan ama sonunu bir türlü getiremeyen bir anne, sevilmek için çırpındıkça daha beter bir girdaba saplanan bir ablayla hayata ve kadınlara duyduğu kini beynini uyuşturarak unutmaya çalışan bir abi. Billy’nin elindekilerin hepsi bu… Birbirlerine her fırsatta kin kusan, alttan alta hissetsek de besledikleri sevgiye bir türlü tanık olamadığımız ve bir tür mayın tarlasında yaşayan bu ailenin de aslında elinde olan ve sevdikleri tek şey de Billy…

Kast seçimi o kadar doğru yapılmış ki her bir oyuncuyu keyifle izlememek imkansız. Barış Gönenen, sağır genç Billy rolünde şahane bir performans sunuyor. Seyirciyi şaşırtacak derecede doğal ve kusursuz. Sylvia’da Tuğçe Altuğ ve evin abisi Daniel’da İbrahim Halaçoğlu da son derece başarılı performanslarla, Billy’le olan sahnelerin enerjisini daha da yükseğe taşıyor. Umutsuz ev kızı Ruth’ta Gülce Oral, baba rolünde Haydar Köyel ve anne rolünde Ayşe Lebriz Berkem de rollerinin altından ustalıkla kalkıyorlar. Oyunun rejisini üstlenen Sami Berat Marçalı, hem oyuncu seçiminde hem de oluşturduğu aile tablosunda hatasız bir iş çıkarmış."

Yağmur Dolkun | Vesaire | 22 Şubat 2016

"Kabileler, duyabilen bir kabilenin sağır bir kabileye karşı acımasızca karşı durma çabasını nevrotik bir aile üzerinden anlatıyor ve hiç şüphesiz bu yılın dikkate değer oyunlarından biri olarak göze çarpıyor. Sessizliğin ortasında gürültüyü barındıran bu oyun, gözlerinize ve kalbinize yenilikçi bir bakış açısı getirebilir.

Fazlaca ajitasyon içerebilecek ağır bir dramaya dönüşmesi muhtemel hikaye, Sami Berat Marçalı’nın usta işi rejisi ve oyuncuların harikulade performanslarıyla kararında bir anlatıma dönüşüyor. İşaret dilini bir üst yazı ile izleyiciye aktaran sahne düzeni ve oyunun akışı yabancılaşmaya alan tanımamış. Ayşe Lebriz Berkem ve Haydar Köyel, karmaşanın merkezinde duran 'ağır' karakterler olarak oyunu başarıyla götürüyorlar. Rahatsız edici tavırları, pragmatist ve egoist yaklaşımları hikaye derinleştikçe su yüzüne çıkıyor ve seyirci olarak onların çaresizlikleri içinde onlarla nefes alamaz oluyoruz. Sorunlu bir kişilik olan Daniel’da İbrahim Halaçoğlu, kusursuz bir performans sunuyor. Evin en renkli kişiliği Ruth’u ise kriz büyüdükçe taşıdığı mizahı sağlam bir dramaya çeviren Gülce Oral oynuyor.

Barış Gönenen ve Tuğçe Altuğ'nun ise performanslarından etkilenmemek mümkün değil. Sahnede onları izleyen seyircilerin çoğunluğunun duyma yetisine sahip olan insanlardan meydana geldiğini varsayarsak, şüphesiz sağır olmanın ve giderek sağırlaşmanın nasıl bir his olduğunu fiziksel olarak muazzam aktarıyorlar. Hazırlık aşamalarında işaret dili dersleri aldığını da hatırlatmam gerek."

Yaşam Kaya | Artful Living | 23 Şubat 2016

"Kabileler’de, kendilerince uydurdukları doğruların peşinden giden bir İngiliz ailesini izliyoruz. Bu aile, sıradışı entelektüel seçkin kişilerden oluşmuş. Vicdan sahibi olmayan, sevgiden yoksun yaşayan bu insanlar, kabilelerde olduğu gibi kendilerine özgü bir hayat biçimi geliştirmiş. Bireysel aileler ve dini topluluklar da dahil, kendi ritüelleri ile anlaşılması zor hiyerarşilerini yaşarken, bu ailenin de tam olarak bu ritüellerle donatılmış ruh haline sahip olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü onların bir dili var; insanları aşağılayan, hor gören, ırk-kültür temelinde ayıran!

Sami Berat Marçalı, Billy'le Christopher'ı ön plana çıkarmış. İkili arasındaki tezatlık ve de çatışma oyunu sürüklerken, Billy’nin çaresiz dünyasını oynayan genç oyuncu Barış Gönenen, harikulade bir performans ortaya koymuş. Gülce Oral’ın Ruth rolünde oyuna komediyle karışık alan açması çok iyi ayarlanmış. Ayşe Lebriz Berkem’in duygusuz anne yorumu, konuya ‘cuk’ diye otururken, Slyvia’da Tuğçe Altuğ ise son bölüme damgasını vuruyor.

Yönetim alanındaki başarısının yanında, oyuncuların ekip ruhuyla muhteşem bir enerji yarattıkları oyun, Nina Raine’in elinden çıkan evrensel bir eser. Yazarın dünyasını etkili bir anlatımla seyirciye sunarken, sanırım Barış Gönenen sezonun en iyi erkek oyuncu performansını ortaya koyuyor. Kendi kabileniz içinde iletişim sorunu yaşamadığınızı düşünüyorsanız bu oyun tam size göre; izledikten sonra ne denli yalnız bir hayatın içinde tek kaldığınızı anlayacaksınız!"

Şamil Yılmaz | Halkbank Kültür Sanat | 28 Şubat 2016

"Şayet diyalog tanım olarak tarafların birbirlerini anladığı ön kabulüyle işleyen bir araçsa, Kabileler’de bu aracın krize girdiği bir boşluğa bakıyoruz. Tarafların birbirlerini dinlemediği, çığlık çığlığa bağrıştığı, sinir krizlerinin kendini ifade etmenin tek yoluna dönüştüğü, dilin bir savaş ve baskı aracı olarak işlev gördüğü bir dünya burası. Karanlık ve can yakacak kadar da ‘komik’ üstelik. Tüm bu gürültünün içinde ailenin üç çocuğundan en küçüğü Billy, sessizce, duruyor. Billy işitme engelli. Fakat ailesi onaylamadığı için işaret dili yerine dudak okuyarak iletişim kurmayı öğrenmiş. İroni açık; iletişimi zaten bir kriz durumu olarak yaşayan aile, bir başkasının iletişim biçimi üzerinde tasarruf yapma hakkını bulabiliyor kendinde.

Sami Berat Marçalı temizlikle çalışmış; oyun, iyi mizansenlere eşlik eden sınırlı fakat etkileyici, iyi seçilmiş plastik anlarla ilerleyen bir oyun... Marçalı’da böyle özel bir taraf var; kurduğu sahne, neredeyse her seferinde teatrallikle gerçekçilik arasında kendine özgü bir dengeyi arıyor. Kimi anlarda sinematografik bir gerçekçiliğe yaklaşan reji, bir anda çok plastik bir müdahaleyle tiyatroya özgü bir deneyim çıkarabiliyor ortaya. Bazen gerçekten oyunun dünyasıyla çok tatlı bir biçimde örtüşen bu anlar, işlerindeki en zengin ve zorlayıcı damar galiba.

En önemli sıkıntı, oyuncuların henüz bir 'kabile' olarak sahnede ortak bir enerji oluşturamamış olmaları gibi görünüyor. Sahnelerin dışarıdan nasıl bir motivasyonla kurulduğunu hissetsek de, bu his daha çok reji ve metinden kaynaklanıyor. "

Nevra Nergiz | Time Out | 31 Mart 2016

"Avrupa tiyatrosunu kıyısından köşesinden takip edenler, beş-altı yıllık mazisi olan Nina Raine’in ödüllü oyunu Tribes’ı hemen anımsayacak. Türkçe çevirisi Kabileler olan oyun, yönetmen Sami Berat Marçalı’nın kurgusunda bir ön özet niteliğindeki ağır çekim sahnesiyle açılıyor. Oyun ilerledikçe bu ilk sahnenin önemi daha çok açığa çıkıyor. Çünkü neredeyse yüz yirmi dakikanın tümü beş kişilik bir ailede geçen fütursuz bağrışmalar, dinlemeksizin konuşmalar ve müthiş bir hızla gelip geçiyor.

İngiliz yazarın aile üzerine yoğunlaşması metni daha da çekici ve samimi kılıyor çünkü farkına varıyoruz ki aile; iletişimsizliğin, dayatmanın, baskıların alev aldığı en ilkel topluluk. Ve bize en yakın olanı! Bu yüzden; üst sınıfa mensup olduğu aşikâr bu hırslı ailede yaşanan yüksek gerilim ciddi etkiler bırakıyor izleyici üzerinde. Müthiş bir sabırla ve yumuşak başlılıkla herkesi dinleyen tek bir kişi var; Billy. O da sağır.  

Hikaye Billy’nin kendi gibi sağır bir kızla tanışması ve onu ailesiyle tanıştırmak istemesi üzerine başkalaşıyor. O güne kadar oğullarının duymamasının üstünü örtbas etmeye çalışan ve bu yüzden ona işaret dilini bile öğretmekten kaçınan aile yeni kızla çatışmaya giriyor. Tansiyon son dakikaya kadar yukarılarda. Son sahne ise dolup taşan yüreklere nihai darbeyi vuruyor. Billy rolüyle Barış Gönenen yine ödül toplayacak, orası da kesin."

Yaşar İlksavaş | Diren Sanat | 06 Nisan 2016

"Her aile, her aşiret, her çete, her klan bir kabiledir. Ya bu kabilenin üyesisinizdir, ya değil. Yeni bir kabile bulmuşsanız kendinize, eskisini çok tedirgin edeceksiniz demektir, sizi kaybetmemek için mücadele edeceklerdir. Billy’nin kendine yeni bir aile, sağırlar ortamını, işaret diliyle konuşanlar topluluğunu bulmasında olduğu gibi. Kabileler böyle ağırlaşarak çıktığınız, yılın önemli oyunlarından.

Nina Raine, sağırlığın ötesinde, modern ailelerdeki iletişimsizlik gibi, çok önemli birçok konuyu gündeme getirmekte. Ve görmekteyiz ki, bir yanda duyan insanlar vardır, bir yanda duymak istemeyenler. Oyun, 'Aile nedir? Birey nedir? Bir toplulukta insan bireyselliğini nasıl korur? Kullandığımız sözcükler yeterli bir iletişim aracı mıdır?' gibi sorular sordururken, dilin değerini, gerçekte neyi anlattığını, dilin gerekliliğini sorgulamaya yöneltir bizi. Böylesine zengin ve çok katmanlı bir metni sahneye koymak oldukça zor. Sami Berat Marçalı oyunu, genelde, bir masanın çevresinde geçirerek bu zorluğu yenmeyi başarmış.  

Billy’de Barış Gönenen, oyunculuk yeteneğini yeniden kanıtlıyor. Bedenini, yüzünü, özellikle de sesini çok iyi kullanıyor. Kendine yeni bir hayat çizme çabasındaki Billy’yi tüm nüanslarıyla canlandırıyor. Daniel'da İbrahim Halaçoğlu, gerçekten başarılı bir kompozisyon çiziyor. En iyi anlaştığı, çok sevdiği, dört elle sarıldığı Billy’yi kaybetmemek için mücadele ettiği sahnede son derece etkileyici. Gülce Oral ve Tuğçe Altuğ da rollerini en iyi biçimde yorumlayan oyuncular."

Sadık Aslankara | Tiyatro Dergisi | 08 Nisan 2016

"Çünkü böylesi yapımlar için daha olanaklı sayılabilecek sahneleriyle, bu yapıtların altından kolayca kalkacağı umulan ödenekli tiyatrolar yerine görece olanakları kıt topluluklarda bu tür zengin açılımlı oyunlarla karşılaşmak beni şaşırtmıyor yalnız, müthiş saygı da uyandırıyor. 

Herkesin ayrı telden çaldığı ailede anne, baba, üç de yetişkin çocuk. Oyun, bir bakıma her ailenin 'kabileolduğu olgusunu önümüze getirirken, her bireyin de aslında 'kabile içinde kabile' olduğu, kendi tabularını ürettiği gerçeğiyle yüzleştiriyor bizi. Bu doğrultuda herkesin, kendine göre kendi doğrusunu belirleyip bu yönde hareket ettiği bir aileyle tanışıyoruz oyunda. Ancak bütün doğruların, buna özgü doğrultuların yönü, sağır olduğu için konuşamayan ailenin küçük oğlunda buluşunca bir yanıyla bütün ilişkiler adeta altüst olacak, işe bir de kız arkadaşın varlığı katılınca, 'kabile' adeta bir tür kasırga yaşayacaktır. Artık bundan sonrasında oyunun hep bir ayna olarak sahnede gezindiği göz önünde tutulabilir pekala. 

Sami Berat Marçalı, yerli yerindelik yansıtan bir reji çalışmasıyla, tıkır tıkır işleyen sahne düzeniyle yorumluyor Kabileler'i. Buna, her bir oyuncunun, adeta kendi kabilesini sunarcasına yansıttığı yorumla, karakterlere kazandırdığı derinlik eklendiğinde, sanki sahnede altı oyuncunun değil altı kabilenin kendi flamasıyla gezindiği, karmakarışıklık içinde büyük düzenlilik sergilediği öne sürülebilir. O zaman adeta bir seyir şöleni çıkıyor denebilir ortaya."

Hami Çağdaş | Hürriyet | 10 Nisan 2016

"Nine Raine’in oyunu Kabileler, kabile halinde yaşama, hem kabile içinde hem de dışında yaşanan iletişimsizlik ve ‘öteki’ haline getirilme üzerine bir oyun. Sanki bizim gibi gelişme çabasındaki ama yapısal sorunlar yüzünden bunu aşamama durumunda olan toplumların küçük bir modeli. Dil ve iletişim sorunları ile meşgul olan entelektüel(!) otoriter bir baba, onun baskısı altında onun gibi olma çabasında roman yazan bir anne, 20’li yaşlarında bir kız, iki erkek; üç yetişkin çocuktan oluşan bir aile. Kitaplarla dolu duvarların kuşattığı, oldukça kasvetli bir evde, kocaman bir masanın etrafında bağırış çağırış tartışılan korkunç gürültülü bir aile. Bu gürültüye karşın kimse kimseyi dinlememekte. Değişik düzeydeki tartışmaların ortasında ailenin küçük oğlu Billy hep sessizdir, ama ailenin iletişimi başaran tek bireyidir. Kazanan iletişimi en iyi başaran olacaktır… 

Billy’de Barış Gönenen, oyunculuk yeteneğini yeniden kanıtlıyor. Bedenini, yüzünü, özellikle de sesini çok iyi kullanıyor. Kendine yeni bir hayat çizme çabasındaki Billy’yi tüm nüanslarıyla canlandırıyor. Daniel'da İbrahim Halaçoğlu, gerçekten başarılı bir kompozisyon çiziyor. En iyi anlaştığı, çok sevdiği, dört elle sarıldığı Billy’yi kaybetmemek için mücadele ettiği sahnede son derece etkileyici. Gülce Oral ve Tuğçe Altuğ da rollerini en iyi biçimde yorumlayan oyuncular. 

Mutlak görülmesi gereken bir oyun. Tiyatro zevkine tattıracak, etkisi uzun bir süre silinmeyecek, çok şeyi düşündürecek…"

  • Facebook Social Icon
  • Instagram Social Icon
  • Twitter Social Icon
  • Vimeo Social Icon
  • YouTube Social  Icon