İSTİLA! | INVASION!

Şamil Yılmaz | Halkbank Kültür Merkezi | 24 Ocak 2017

"İstila!'nın bu sezon adını sıkça duyacağımız işlerden olacağını şimdiden söylemek hata olmayacaktır. Özellikle de yabancı düşmanlığı, Doğu ön yargısı gibi güncel siyasetin önemli meselelerine getirdiği yenilikçi yorum yabana atılmayacak cinsten.

Oyun, kurgusal bir kimlik olan Abulkasem çevresinde geçiyor. Aslında öyle biri yok; Batı’nın Doğu’ya yüklediği bütün negatif duyguları temsil ediyor. İşaret ettiği kimlikten çok, o kimlik üzerine anlatılar geliştiren, o kimliği korkuları, paranoyaları ya da öfkeleriyle sürekli olarak dönüştüren Batılı bir akla ve onun boşluklarına doğru yazılmış bir kimlik. Bu yüzden de işaret ettiği kişiden çok işaret eden hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlıyor, tam da olması gerektiği gibi…  Her anlatı, hiçbir zaman ‘gerçek’ bir diyaloğa dönüşmeyen; hep hakikati bir çeşit iletişimsizlik altında iptal eden ‘dramatik’ anlara bırakıyor yerini. Buradan bakıldığında ise oyun, aslında, anlatmayı vaat ettiği şeyi; yani “Bir Doğulu kimdir?” sorusunun cevabını, ironik bir hamleyle iptal edip tersinden gösteren zeki bir kurguya sahip.  

Sami Berat Marçalı, tüm fazlalıklarından arındırdığı sahneyi cesur bir hamleyle oyunculara bırakmış. Oyuncular da, emaneti çoğu durumda iyi taşıyorlar. Özellikle Barış Gönenen ve sondaki –biraz abartılmış- İranlı mülteci rolüyle Efe Tunçer son derece iyi bir iş çıkarıyorlar. Barış Gönenen’in final bölümünde anlattığı hikayedeki performansı, hem sadeliği hem de gücüyle aklınızda kalacak, şimdiden garantisini verebilirim…"

Erdoğan Mitrani | Şalom Gazetesi | 25 Ocak 2017

"Sarsılmaz toplumsal duyarlılığı tüm yazdıklarına yansıyan, roman ve tiyatro yazarı Khemiri, İsveç’te kuşağının en önemli yazarı kabul ediliyor. İstila!, kimlik, ırk, lisan kavramlarıyla ilintili en derin ön yargılarımıza bir sözcük, simge ve fikir kasırgasıyla saldıran, tehditkar bir varlığı, hem eğlenceli, hem huzur bozucu hem acılı bir bakışla çözümlerken, izleyiciyi kendi kültürel kimliğiyle yüzleşmeye zorlayan, son derece yıkıcı bir metin. Kelime cambazı Khemiri’nin bu düşünce ve sözcük fırtınası, aidiyet, dil ve kimlik sorunlarına zekice kurgulanmış bir saçmalık gibi girip, giderek karşı koyulamaz, ölümüne ciddi bir meseleye dönüşüyor.

B Planı’nın getirmiş olduğu sanatsal özgürlük anlaşılan Sami’ye çok iyi gelmiş. Yönetmiş olduğu ve çoğunda dramatik duyguların öne çıktığı bir düzine kadar oyundan sonra, büyük rahatlıkla, gerçekten güldürmeyi başaran çılgın bir komediye geçiyor. En büyük başarısı ise, izleyicisini eğlenceliden dokunaklıya, komikten trajiğe son derece yumuşak geçişlerle götürebilmesinde… Seyirci kahkahalarla gülerken, farkına varmaksızın, bir anda kendini dramatik bir boyutta buluveriyor.

İstila!’yı olağanüstü bir seyirliğe dönüştüren, Barış GönenenHakan KurtaşEfe Tunçer ve Seda Türkmen’in müthiş oyunculukları. Bu dörtlü gerçekten de bir ‘rüya takımı’. Eldiven giyip çıkarır gibi kişilik ve karakter değiştirmeleri bir yana, aynı rahatlıkla en keskin yergiden en dokunaklı duygusallığa geçiyorlar. Dördü de birbirinden iyi; müthiş bir takım oyunculuğu çıkarıyorlar."

Sevil Özdemir | Serbestiyet | 27 Ocak 2017

"Khemiri’nin zekice kurguladığı İstila!, kimlik, ırk ve dil üzerine ne kadar ön yargı varsa hepsini içine alan ve bunu sadece bir kelimede üzerinden izleyicinin bütün hislerine etkili dokunuşlarla, kültürel kimlikleri sorguluyor, sorgulatıyor. Son derece alışılmış, herkesin; kendinden, çevresinden, dünyanın herhangi bir yerinde olan ve ekranlardan bize yansıyan, bazen ilgilenip, bazen duyarsızlaştığımız insani olaylara bir de bu açıdan bakın diyor yazar... 

Kimi sahnelerin farklı bakış açılarıyla tekrarlandığı, oyun içinde oyunlarla gelişen, farklı konular ve mekanların hep birbirine bağlandığı oyun bize, dünyanın herhangi bir yerinde hepimizin başına gelebilecekleri ve çoğu zaman gerçekmiş gibi görünenlerin aslında öyle olmadığını anlatıyor…

Çok rahat duygu sömürüsüne gidebilecek bir oyunu, başarılı bir çeviri yapıp aynı zamanda yöneten Sami Berat Marçalı'yı, titiz bir dramaturji çalışması yaptığı hissedilen Dilek Tora'yı, oyunun içinde oyun, rolden çıkıp role girerek enerjilerinden hiçbir şey kaybetmeyen birbirinden yetenekli oyuncular; Barış Gönenen, Hakan Kurtaş, Efe Tunçer ve Seda Türkmen'i, güzel bir oyunla sezona sağlam bir giriş yapan B Planı'nı gönülden kutluyor, alkışınız bol olsun diyorum. Etkileyici bir tiyatro metninin, iyi çalışıp, sağlam iş çıkarmış bir grup tarafından sahnelendiği, eğlenceli olduğu kadar düşündürücü, sorgulatan bir oyun izlemek isterseniz İstila!'yı kaçırmayın!"

Hami Çağdaş | Diren Sanat | 02 Şubat 2017

"Bugünlerde İstanbul’un tiyatro salonlarında bir hayalet dolaşıyor: Abulkasem’in hayaleti. Sizler de tanıyorsunuz onu. Evinizin çevresinde oturan kimi komşularınız… aile büyüklerinizin 'bir zamanlar çok iyi arkadaşlarımızdı şimdi göçtüler dediği' insanlar ya da dillerini anlamadığınız, yabancıladığınız birileri ya da onların mezhebi farklı denilenler…. Gerçek adlarını bile öğrenemediğimiz ölüler… Sokaklarda görüp çekindiğimiz, burada ne arıyorlar dediğimiz Suriyeliler, Afrikalılar. Herkes, hepimiz bu ‘öteki’lerin istilasından yakınırız. Bize uyamadıklarından bizim gibi olamadıklarından söz edilir hep. Trump örneği tartışılır olurdu bir de… İşte çiçeği burnunda tiyatro B Planı’bu istilayı anlatıyor, bizi bu insanların yaşadığı en yakıcı, acıtıcı ve en komik durumlarına tanık ediyor. 

Khemiri’nin metni, öykünün sağlamlığı ve kapsamı açısından çok başarılı. Laf salatasından, sululuklardan ibaret metinlerin rağbet gördüğü son günlerde sağlam sosyolojik ve siyasal düşüncesi, göndermeleri ve mizahı nedeniyle öne çıkıyor. Aynı zamanda çok bıçak sırtı bir metin. Başarıyı katlayan ve üst düzeye çıkaran oyunun hem çevirmeni hem de yönetmeni Sami Berat Marçalı olmuş. 

Barış Gönenen (elbette sahneye taşıdığı kişilerde ayrıntıları başarıyla ortaya çıkarması, komedi yeteneği ile diğerlerinden ‘mek parmak’ öndeydi), Hakan Kurtaş, Efe Tunçer, Seda Türkmen… Seyirciyi oyunun her anında dikkatli ve ilgili tutmayı başarırken, iyi tiyatronun, iyi oyunculuğun ne olduğunu da gösteriyorlar."

Yaşam Kaya | Life Art Sanat | 08 Şubat 2016

"Jonas Hassen Khemiri, episod episod işlediği oyununda çeşitli batı şehirlerinde yaşayan kahramanları karşımıza çıkarmış. Özellikle kendisinden olmayan, göçmen olarak hayatını sürdürmek isteyen insanları aşağılayan batılıların komik durumu hepimizi güldürürken, ortaya çıkan trajedi hepimizin duygularını altüst eder nitelikte. Sonuçta yaşamın gerçeklerini aktaran yazar, anlatımında çok dağınık yapılar kullanıp, özellikle İranlı vatandaşın tercüme olayında derdini net biçimde anlatıyor. Çağdaş(!) Batılılıların istediklerini istediği gibi yorumlamasına tanık olup, suçsuz bir insandan nasıl terörist yaratıldığını hayretler içinde izliyoruz. 

Sami Berat Marçalı, metnin bölüm bölüm yapısını iyi analiz ettiği için yüksek temponun içinde başarılı yönetim ortaya koyuyor. ‘Abulkasem’ isminin ti’ye alınıp, insanlar üzerinde aşağılama unsuru biçiminde kullanılışı seyiriciyi derinden etkliyor. Herkes bir ‘Abulkasem’den bahsediyor. Bu isim tamamen metafor. 

Barış Gönenen, Hakan Kurtaş, Efe Tunçer ve Seda Türkmen isimlerini oyunda birbirinden ayırmam imkansız. Her sahnede rolden role giren oyuncuların basit dekor tasarımıyla giriştikleri mücadele harikulade bir işi ortaya çıkarmış. Sahnede oyuncuların beden dili, oyunu anlatım biçimleri tek kelime ile kusursuz. Nefes nefese oyuna konsantre olan dörtlü, elinden gelenin en iyisini yapmış. Sahnedeki profesyonelliği damarlarınıza kadar hissediyorsunuz. Ortalama 80 dakika süren bu başarılıyı gösteriyi kaçırmayın. 

Betül Memiş | Gazete Kadıköy | 17 Şubat 2017

"Pek çok yazdığı oyunla da izleyicilerin algısını paklayan Sami Berat Marçalı’nın kurduğu B Planı, tiyatro sahalarına Jonas Hassen Khemiri'nin İstila!'sıyla  merhabasını verdi. Bizi kültürel kimliğimizle yüzleşmeye davet eden oyun; kendimize en çok sorduğumuz kavramları, kanlı canlı bir şekilde sahneye taşımayı başarıyor. Oyun içinde oyunlarla gelişen, kimi sahnenin farklı bakış açılarıyla tekrar karşımıza çıktığı (ki bu durum metni yoğun - yorucu gösteriyor, bunun da seyircide karışıklık yaratması çok olası, lakin mevzu uzak değil, bugünün dünyası) İstila!; iki öğrencinin, izledikleri oyunu kötü oynandığı gerekçesiyle istila etmesiyle başlıyor.

‘Abulkasem’in başlangıçta öylesine bir isimken  potansiyel bir ‘terörist’e uzanan yolcuğunu dikize yattığımız oyunun kahramanları ise; Barış Gönenen, Hakan Kurtaş, Efe Tunçer ve Seda Türkmen. Altını çizmeden edemeyeceğim; sahnedeki oyuncuların birbirini ezmeden, karakterlerini ön plana çıkarmak adına tekelleştirmeden, tersine birbirlerini büyüten, sahici oyunculuklarını bir kez daha yürekten kutluyorum. Bu dörtlü, son yıllarda izlediğim en iyi performansa imza attılar; alkış! Dekorun minimalliği, insanın ‘biricik’liğini, kimliğini simgeleyen duvardaki parmak izi ise ayrıca takdire şayan. Jesse Gagliardi’yi tebrik ediyorum.

ABD’nin Trump’lı günlerinin yarattığı fotoğraf ve yeni dünyanın yeni yaşam biçimlerinin kendini kadrajladığı yerden ‘İstila!’nın söylemine bakmak hele ki yaşadığımız bugünkü politik jargonda başka bir perspektif sağlayabilir."

Hande Sönmez | Akşam Gazetesi | 19 Şubat 2017

"İsveçli yazar Jonas Hassen Khemiri’nin kaleme aldığı İstila!, iyi uyarlanmış, doğru oyuncularla buluşmuş ve yeni bir dili tiyatro sahnesine taşıyor. Oyunda çok kabaca bir kelime arkasına takılıyoruz; 'Abulkasem'. Peki, nedir bu Abulkasem? Uzmanlar tartışır, tanıdıklarını iddia edenler birleşir, yine de tam anlamıyla bilmeyiz kimdir, hayatımıza etkisi nedir. Bir sıfat da olabilir, bir aşağılama ya da bir övgü belirtisi de. Belki bir terörist de. Yanlış kullandığımız, anlamlandırdığımız ama aslında ne olduğunun farkında olmadığımız binlerce isim ve teori gibi. Hayatımızın içine birden giren, ama doğruluğunu kimsenin bilmediği, iddialar, yapışmış ama ispatlanamamış söylemler gibi. Kimliğin pek çok yaftayı üzerinize yapıştırdığı dünyaya diyecekleri de var; hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı ve azınlık olanın kimliğini ispatının gerekliliğinin dünyanın her yerinde aynı olduğu gibi.

Meselesi ve Türkiye’nin oyunun oynanması için son derece doğru bir coğrafya olmasıyla zaten pek çok artıyla başlıyor. Bu artıların katlanarak artmasında şahane performanslarla oyunu uçuran dört oyuncusunun büyük payı var. Barış Gönenen, Hakan KurtaşEfe Tunçer ve Seda Türkmen pırıl pırıl performanslar sunuyor.

Oyunun çevirisini de rejisini de Sami Berat Marçalı üstlenmiş. İkisinde de çok iyi iş çıkarmış. İstila!, yabancı kalmadan izleyebildiğimiz oyunlardan. Dekorundan, ışığına tüm ekibin iyi iş çıkardığı ama en önemlisi yepyeni bir anlayışı sahneye taşıyan, alışılmadık kurgusuyla merakı üstte tutan İstila!’yı kaçırmayın."

Ayşen Güven | Evrensel | 26 Şubat 2017

"B Planı, sezonu “İstila!” edecek kadar çetin bir oyunla seyircisini selamlıyor. Pes etmemiş bir ekip, gerçeğe cüret etmiş bir metin, bir sahneleme ve oyunculuk performanslarının yanı sıra moda deyişimizle “algı yönetiminin” üzerinde tepindiği göç, dil, ırk, kimlik kavramlarını mayınsız bir sahaya çekiyor. Parlak kelime oyunları, birbirinin takibi olmayan sahnelere geçişler ama işte bütünların altından kalkarak derdini anlatan, seyircinin zihnini hep diri tutan, takipte kılan, düşünmeye zorlayan bir oyun. Arap-Kürt-Türk kimliklerine Avrupa’nın “potansiyel tehdit” bakışı, entelektüellerin, aydınların anladığını sanma anındaki “oryantalist” yabancılığını da tutuşturunca “ırkçılık” denilen belanın istilası çırılçıplak bize bakar oluyor. 

İstila!’nın zorlu görünen rejisinin kılçıksız altından kalkan Sami Berat Marçalı bu enfes metnin çevirisini de yapmış. Jonas Hassen Khemiri’nin İstila! ile, içerde-dışarda, kısa-uzun savaşlarla, kaosla yönetilen dünyanın her yerinde göç kavramının güncellendiği şimdiki zamana çok derin bir iz bırakmış. Sıkça değişen her bir sahnede “hangi karakter esaslı acaba” diye seyre daldığınız oyunda, Barış Gönenen, Hakan Kurtaş, Efe Tunçer ve Seda Türkmen “hepimiz” yanıtını veriyor.

Her anında yüksek perde oyunculukları seyretmenin hazzını duymakla beraber oyuncuların metinle kurdukları ilişkinin samimiyeti de hissediliyor. Böyle göz kamaştırıcı bir sahnelemede dramaturgi, dekor, ışık, kostüm için kesinlikle ekibi kutlamalı."

Sinem Dönmez | Diken | 06 Mart 2017

"İsimlerimiz bizi biz kılan, kimliğimizi belirleyen ve sınırların olduğu dünyada nereli olduğunuzu, nereden geldiğinizi siz henüz ağzınızı açmadan özetleyen şeyler. Bir ismin ne kadar çok çağrışıma neden olabileceğini, ne kadar çok metafora dönüşebileceğini ise ‘İstila!'da görebiliyorsunuz.

'Piston düştü', 'aganigi naganigi', 'herıld yani' gibi nefis yerelleştirmelerle Sami Berat Marçalı’nın hem çevirdiği hem yönettiği İstila!, yer yer kahkahadan kırdıran, yer yer yutkunmakta zorlayan bir oyun. Gizem Erdem’in üstlendiği koreografinin kattığı zarafetten de bahsetmeden geçmeyeyim. Hele hele Efe Tunçer’in Farsça konuştuğu ve çevirmenin söylediklerini çevirmek yerine bir terörist ne derse onu söylediği ve Barış Gönenen’in yazarın kardeşinin ağzından konuştuğu monoloğu tüyleri diken diken ediyor. Oyuncuların muhteşem oyunculuklarını birbirinden ayırmak mümkün değil. Pürüzsüz bir uyum içindeler, karakterler arasındaki geçişleri leziz. Komediyle iç yakan dram arasındaki zamansal mekansal ve duygusal sıçramaları oyuna odaklı tutuyor. Kahkahanız bir anda yumruya dönüyor. Günlük hayata ve dile sızan ayrımcılık, ırkçılık, yabancı düşmanlığı apaçık görünüyor.

Tüm dünyada mültecileri politika malzemesi yapan, kendi lehine, rakibinin aleyhine kullanmaya çalışan, kameralar önünde konuşan insanları düşününce, İstila! herkesin izlemesi gereken bir oyun. İki cevizi birbirine bastırırsanız biri kırılır ama birbirlerinden farkı yoktur. Yeter ki cevizlere kökenler, isimler uydurmayalım."

Asu Maro | Milliyet | 08 Mart 2017

"Çok şey söyleniyor, ‘ötekileştirme’den söz ediliyor, ‘yabancı düşmanlığı’nın alıp yürüdüğünden, Batı’nın ‘kendinden olmayana’ duyduğu korkuyla karışık nefretten... Ve doğal olarak bu konu son dönem üretilen pek çok tiyatro metnine de konu oluyor. Fakat ben hiç bu kadar meseleyi net ortaya koyup lafı dolandırmadan bütün ikiyüzlülüklere ayna tutanını, bunu da “Bak nasıl empati yapıyorum” diye tepeden bakmadan yapanını izlemedim. ‘Yabancılık’ meselesine her taraftan, hem içeriden hem dışarıdan bakıp, bunu da zekice bir kurgu ve parlak mizahla yapıyor. 

İstila!’nın en güzel tarafı bu zaten. Irk, din, dille ilgili ön yargıları bir bir ortaya dökerken, ‘öteki’ olarak görülene değil, tam tersi, kendi ‘elit’ penceresinden ona bakana çeviriyor aynasını. Sami Berat Marçalı bu parça parça başlayıp bütün detayların sonunda bütünü oluşturduğu metni tıkır tıkır akan, hiçbir ayağı aksamayan, konusunun ağırlığı kadar da komik bir oyuna dönüştürmüş.  Oyuncuların dördü de çok iyi.  Özellikle Efe Tunçer’in İranlı Abulkasem olarak hikâyesini anlattığı, Seda Türkmen’in de İsveçli çevirmen olarak onun dediklerini Batılı gözüyle ters yüz edip bir sanatçıdan azılı bir bombacı çıkardığı sahne müthiş.

Sonuç olarak, kimdir bu Abulkasem? Lübnan’da doğduğuna dair veriler var, yok yok Filistin’de, kesinlikle Libya’da. Ne fark eder, Kafdağı’nın ardında, bilmediğimiz bir ülkenin ücra bir köyünde işte. Batı için potansiyel tehlike, Arap dünyası için hain. Herkese muhalif. Saçma mı buldunuz? Çok abulkasemsiniz doğrusu."

Bahar Çuhadar | Hürriyet | 10 Mart 2017

"Üzerine çok laf söylenmiş bir mesele üzerine, taptaze bir zihinle yazılmış bir oyun: İstila!. Mesele: Mülteciler. Ya da yabancı düşmanlığı. Ya da ırkçı politikalar. Ya da bizzat sokakta dolaşan, kafamızda kendine sağlam bir yer edinmiş gündelik ırkçılık. Ya da korku. Ya da cahilliğimiz. Bize ‘öteki’ olan herhangi bir kimliğe, imaja, dile dair; koca bir yerküre olarak sürdürdüğümüz tuhaf kafa karışıklıklarımız. Hepsi birden. İsveç’in yeni nesil parlak kalemlerinden Jonas Hassen Khemiri bu çok ‘çiğnenmiş’ mevzuyu yepyeni bir dille kurgulamış. Çok ‘Abulkasem’ bir dil. 

‘İstila!’yı birbirinden iddialı dört isimden izliyoruz. Barış Gönenen, Hakan Kurtaş, Efe TunçerSeda Türkmen kah episodları alıp götüren kah episodların içinden şöyle bir geçen farklı karakterlere, handiyse bir nefeslik aralıklarda dönüşüveriyor. Metnin hınzır diline ve yüksek enerjili kurgusuna uyumlu bir çeviklikle ‘Abulkasem’ hikayesini tüm absürdlüğüyle önümüze seriyorlar. Sami Berat Marçalı, Türkiye’de ‘yeni tiyatro’nun ilk adımlarını atan isimlerden. Sade ama işlevsel rejisiyle kanımca kendisinden ileride daha da farklı rejiler göreceğimizin sinyallerini veriyor. Zira bu, evvelki rejilerinden çok daha kafası açık, daha farklı hareket alanları yarattığı bir iş.

Oyunu finale götüren, Barış Gönenen’e emanet edilmiş monolog bile, tek bir kısa oyun tadında. Tıpkı Efe Tunçer’in İranlı mültecinin, çevirmen tarafından acımasızca manipüle edilen sahne gibi. Birbirinden bağımsız görünen her episod, ‘Abulkasem’in izinde birbirine geçiyor. Ortaya sezonun en izlenesi işlerinden biri çıkıyor."

  • Facebook Social Icon
  • Instagram Social Icon
  • Twitter Social Icon
  • Vimeo Social Icon
  • YouTube Social  Icon